Otobüs kapağı kapanmadan önce rüzgâr peronu süpürür. Adam cam kenarını alır, çantasını dizlerinin arasına sıkıştırır. Kadın dört sıra geride, koridor tarafında oturur. Bakışmazlar. Sakarya refakat gecesi bazen böyle kapanır: aynı sefer, ayrı nefes.
Kat numarası yetmiştir. Odada konuşma uzamamıştır. Göl kenarı önerilmemiştir. Akyazı hikâyesi açılmamıştır. Süre tutulmuş, sınır tutulmuş, iz tutulmamıştır. Gece Sapanca’ya sapmadan bitmiştir. oda Serdivan’a yakın, tabelası küçük, otoparkı ıslaktır. Lobide bekleşme olmamıştır.
Bir çocuk koridorda geçer. Muavin çay bağırır. Hiçbiri geceye ait değildir. Şimdi otobüs TEM’e çıkar. İstanbul ışıkları henüz yok, yalnızca şerit vardır. Adam pencerede kendi yansımasını görür, siler gibi bakar. Kadın kulaklığını takar, takmaz; telefonu kapalıdır.
Çıkışta ayrı kapılardan dağılırlar. Bu, plan değildir. Tesadüf de değildir. Sakarya kısa kalır; yollar düz, seferler sık, dönüşler çabuk olur. Otele gelirken plaka bile aynı yöndedir.Sakarya refakat arayan adamın çoğu zaten başka ilden gelir. Geceyi şehirde bırakır, sabahı yolda böler.
Kadın camdaki buğuya parmak değdirmez. Koltuk numaraları unutulur. İsimler zaten yoktur. Otobüs Sapanca’yı geride bırakınca yağmur başlar. Adam ceketini çeker.
Otobüs boşalır. Gece, koltukların arasında bir nem gibi durur ve kurumadan dağılır. Harem yaklaşınca herkes ayağa kalkar. Onlar da kalkar. Bagaj kapağı iner. Kalabalık akar. İki gölge aynı peronun üstünde ayrılır. Şehir geride kalır.
Sapanca tabelası yanar, adam sapmaz. Silecek bir kez gider, cam yine buğulanır. Göl oradadır ama…